ufuk.JPG

Edebiyat Hakkında

Bu konuda konuşmaya başlamadan önce sanırım, benim yazımım da mihenk taşı olan temel bir noktaya değinmem gerekiyor ki okuyanlara kolaylık olsun. Ben edebiyata; aslında fotoğraf, sinema, resim vs gibi diğer sanatlara yaklaşımımda da aynı durum geçerli, Marx’ın felsefecileri eleştirirken kullandığı “dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekir,” sözü bağlamında yaklaşmaktayım. Sözün özü edebiyatın bir dönüştürücü gücü olduğuna ve bünyesinde diğer sanatlardan daha etkin mücadele imkânları barındırdığına inanıyorum. Bu açıdan bakıldığında üslup ve kurgu açısından birbirlerinden tamamen farklı olsalar da Papadopulos Apartmanı’nda olduğu gibi diğer iki romanımda; Aloda ve Halifeler Köyü’nde de aynı kaygıyı güttüğümü rahatlıkla söyleyebilirim.

Gelelim Türkiye özelinde edebiyatın günümüzdeki durumuna. Juan Ramon Jimenez’in çok güzel bir sözü vardır; “sana çizgili bir kâğıt verirlerse sen öteki türlü yaz,” diye. Maalesef Türkiye’de üretilen edebi ürünler ekseriyetle tam bunun tersi bir mecrada yol almakta. Ve bu durum giderek artan bir ivmeyle devam etmekte. Daha açık bir ifadeyle edebiyat, elişinden adeta fabrikasyona dönüşmüş durumda.

 

Tabiri caizse piyasa, eş dost / ahbap çavuş kapitalizmi tanımlamasına benzer şekilde , Kafka’nın duyarlılığında Coetzee’nin stiline akmaya çalışan; Camus’un bedeninde Hegel gibi düşünmeye uğraşan; ay ışığında Shakespeare olmaya çabalayan fakat anlatılmamış bir hikâyenin ağırlığını taşımanın keyfini hiçbir zaman tatmamış yazarlarca üretilen, dolayısıyla altında görünürde anlattığından başka şey yatmayan romanlarla dolu. Bu aynı spekülasyon saiki ile para tutmak gibi bir şey…

Orhan Pamuk, “Her yerde olduğu gibi Türkiye’de de yazar küçük burjuvadır. Ama Batı’daki benzerlerinden daha yalnız olduğu kesin. Devletin sevgisizliği bu yalnızlığı arttırıyor,” der. Küçük bir burjuva olmasam da naçizane benim de katıldığım bir tespit bu. Özelikle Türkiye’nin mevcut sosyo-kültürel ve ekonomik durumu düşünülünce Pamuk’un bu yerinde tespitine katılmamak da mümkün değil.

Ben kendi adıma onun bu tespitine mevcut konjonktürden bağımsız olarak şunu ekleyebilirim; edebiyat her şeyden önce diğer her şey gibi bir sınıf meselesi. Belki de diğer sanat türlerinden daha da çok. Çoğu zaman zenginlerin birbirlerini eğlendirmeleri için kendi aralarında oynadıkları bir zar oyunu; bir tatmin vasıtası, bir fantezi ürünü… Fakat şu da bir gerçek ki hakiki yazarlar da zenginlerin cüzdanlarındaki parayı ancak edebiyat vasıtasıyla alabiliyorlar. Bence edebiyatın tek gerçek tarafı da işte bu… Geri kalanı da ölümün unuttuğu ünlü insanlar olmaya çalışmak için kullanılan bir imkân.