Bir Fotoğrafı Bilmek

Güncelleme tarihi: 12 Ara 2019


“Eğer masada bir silah varsa, patlamalıdır.”

Anton Pavloviç Çehov

İktidar yozlaşmadır. Ve nerenizi hedef alıyorsa kimliğiniz orasıdır. Birçok filozof, düşünür iktidar kavramını irdelemiş olsalar da genel anlamıyla en yerinde tanımlamayı, oldukça yalın bir şekilde, iktidarı yasaklama gücü olarak betimleyen Proudhon yapmıştır. İktidar kavramı o kadar yazarın zihnini kurcalamıştır ki örneğin Elias Canetti’nin, “Körleşme” isimli kült romanını yazdıktan sonra iktidar kavramının büyüsüne kapılıp, diğer bütün çalışmalarını rafa kaldırarak nerdeyse otuz yıl uğraşarak “Kitle ve İktidar” isimli eserini hazırlaması boşuna değildir. (Bu nedenle başka roman yazmamış olmasına değmiş midir emin değilim…)

Fotoğraf üzerine okuma yaparken rastladığım “Jeff Wall Fotoğraflarında Gerçeklik Ve Kurgusallık İlişkisi Üzerine Bir İnceleme” isimli yüksek lisans tezi sayesinde çalışmalarını görme fırsatına eriştiğim bir fotoğrafçı olan Ahmet Can Mocan’ın, “Weird Black Handbook” (Tuhaf Kara El Kitabı) serisindeki “Hide and Seek” ismini verdiği aşağıdaki çalışması da görür görmez zihnimde “iktidar” kavramı bağlamında kuvvetli çağrışımlar yaratan bir eser oldu.

Nitekim bu fotoğrafı görür görmez, birbirinden bağlantısız ve hatta alakasız bir şekilde; Nagasaki’ye atılan atom bombasından sonra ortaya çıkan ve mantar bulutu olarak isimlendirilen fotoğraf kadar gizemli, Marilyn Monroe’nun mazgalın üzerinde etekleri havalanmış halde çekilen o çok meşhur fotoğrafı kadar çekici, Larry Silver’ın o çok bilinen etrafı ağaçlarla çevrili ıslak bir yolda ufukta yürüyen adamı kadrajladığı kare kadar dingin, Malcolm Browne’ın yanan bir keşişi çektiği kült fotoğrafı kadar da tahrik edici olduğunu düşünsem de “iktidar” kavramına takılıp kaldım…

Öncelikle, Karl Popper’ın “Bir Entellektüelin Yaşam Öyküsü Bitmeyen Arayış” isimli kitabında sanat hakkında yazdığı; “Schopenhaur’ın (muhtemelen en özgünü olmamakla birlikte) en hikmetli yorumlarından biri şudur: “sanat denen şeyde... sadelik esastır... en azından bunu ihmal etmek her zaman tehlikelidir.” kanımca, kastettiği şey, özellikle büyük bestecilerin konularında rastladığımız türden bir sadelik için çaba harcamaktı. Mozart hala imparator Joseph’e gururla şunu diyebilir: içinde fazla olan tek bir nota bile yoktur…” cümlesinde işaret ettiği gibi Mocan’ın bu eserinde de fazladan hiçbir şey yok; objeler konumları, renkleri, doğaları itibarıyla konuyu bize çağrıştıracak şekilde olması gerektikleri gibiler… Ve bu yönüyle de aslında bildiğim ama henüz görmediğim bir fotoğraftı bu…

Mocan; portre fotoğraflarında, hem izleyicisine üstünlük kurmaya çalışmayan, aksine icraatını onlarla birlikte gerçekleştiren bir Diane Arbus etkisiyle çalışmalar yapmasıyla birlikte kurgusal olarak sınıflandırılabilecek bu türden fotoğraflarında tıpkı bir cambaz gibi, çok az malzeme ile derin öyküler anlatması, insana ve hayata dair düşündürücü detaylar vermesiyle dikkatimi çeken bir sanatçı oldu. Öyle bir sanatçı ki aynı bu fotoğrafına verdiği isim gibi oyun oynarmışçasına çektiği karelerle adeta hayatı dikizleyen bir oyunbaz… Özellikle “Hide and Seek” (saklambaç) isimli fotoğrafı bu türden çalışmalarının tipik örneği.

Çoğu zaman düşünürüm, sanatçılar, yazarlar hayatları boyunca aslına bakılırsa ancak tek eser üretebiliyorlar mı diye? Ya bu ışığın efendisi Rembrandt’ın “The Stoning of St. Stephen” isimli tablosu gibi ürettikleri ilk eserleri oluyor, diğerleri bir ağacın dalları misali ondan türüyor ya da kelimelerin efendisi Gothe’nin Faust’u yazması gibi son eserleri oluyor kaldırım taşları gibi ilk eserleri hep ona doğru yol alıyor. Mocan’ın bu fotoğrafı hangi kategoriye girecek henüz emin değilim, bunu zaman gösterecek. Fakat kendi adıma bir şeyi belirtmeden geçmemeliyim, yazdığım romanların tamamı ilk romanım Papadopulos Apartmanı’ndan türediler diyebilirim. Gothe’nin son nefesine kadar Faust üzerinde eklemeler, düzeltmeler yapmaya devam etmesi gibi korkarım ben de ölünceye kadar Papadopulos Apartmanı isimli romanım için aynı şeyi yapacağım…

Yeniden konumuza dönersek; kabaca, fotoğraf bir indirgeme, eksiltme sanatı olarak tanımlanır. Karşınızda kainatın tamamı durur ve siz onun içinden küçücük bir ayrıntıyı kayıt altına almaya karar verir ve bu durumda en basitinden bir iktidar sahibi olarak davranmış olursunuz. Çektiğiniz fotoğraf sizin kozmosunuzdur. Neleri görünür ettiğiniz kadar neleri dışarıda bıraktığınız, yani seçimlerinizle anlam kazanır. Dolayısıyla şimdiye kadar çekilmiş tüm fotoğraflar ve onlar hakkında yazılmış sayısız kritikler özünde bir iktidar oyununu ortaya koyarlar. Aslına bakılırsa her fotoğrafçı da bir yönüyle hükmedendir yani iktidar sahibi. Eseri üzerinde olağanüstü bir güç sahibidir. Kimi zaman avcı olur, kimi zaman tasnifçi, kimi zaman bellek oluşturur, tarih yazar, manipüle eder. Bu nedenle fotoğrafçılar işlerini yaparlarken, siyasi ya da başka türden bir iktidar erkinden daha fazla şeye kadirdirler; hesap verme yükümlülüğünün olmaması da bu durumlarını perçinler. Bu baskın rolün anlamlı olup olmadığı ancak başka bir yazının konusu olabilir…

Bu fotoğrafında, Stanley Forman’ın, konuyu kadrajın ortasına odaklayan fotoğrafları gibi Mocan da tabancayı kadrajın tam karar noktasına konumlandırarak görüntünün etkisini güçlendirmekle kalmamış onu bir iktidar unsuru olarak resmetmiştir. Fotoğraftaki tabanca öyle bir yere konuşlanmış ki etrafını saran yumuşak dalların arasında yarattığı sert kontrastla adeta bir iktidar simgesi olarak tüm görüntüyü kaplamış. Aynı zamanda yeşillikten örülü bu duvar, izlediğimiz sahne ile dünyanın geri kalanını sertçe ayıran ve bir sınır olduğunu haykıran bir yapıda olmasıyla da tabanca figürünün bu anlamını güçlendirmiş.

Fotoğrafta fotomontaj yapılmış olabilir mi? Yevgeny Khaldei’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası Kızıl Ordu tarafından işgal edilen Berlin’de Sovyet Bayrağını göndere çeken askerin her iki kolundaki ikişer saatin fotoğraftan temizlenmesi (saatler muhtemelen öldürdüğü alman askerlerinden alınmıştı) ya da Joe Rosenthal’ın yine İkinci Dünya Savaşında Iwo Jima Savaşı sırasında Suribachi Dağı’nın tepesinde Amerikan bayrağını göndere